İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Utanmazlar ittifakı, şimdi de İmralı’da inşaat yapıyormuş. Bu milletin gazisi hakkını almak için park köşelerinde bekleyecek; elini, kolunu, gözünü, ömrünü vatan müdafaasında bırakmış insanlarımız hâlâ hak mücadelesi verecek ama eli kanlı bir terör örgütünün elebaşına statü konuşacaksınız öyle mi? Ömür boyu hapse mahkum bir hükümlüye ev yapacaksınız öyle mi? Yok öyle yağma” dedi.
(AKSARAY) – İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Utanmazlar ittifakı, şimdi de İmralı’da inşaat yapıyormuş. Bu milletin gazisi hakkını almak için park köşelerinde bekleyecek; elini, kolunu, gözünü, ömrünü vatan müdafaasında bırakmış insanlarımız hâlâ hak mücadelesi verecek ama eli kanlı bir terör örgütünün elebaşına statü konuşacaksınız öyle mi? Ömür boyu hapse mahkum bir hükümlüye ev yapacaksınız öyle mi? Yok öyle yağma” dedi.
İYİ Parti, “Bayrak Açıyorum” mitinglerinin 3’üncüsünü bugün Aksaray’da Milli İrade Meydanı’nda gerçekleştirdi. Miting alanında gazi ve şehit aileleri için özel bir alan ayrıldı. Miting genel başkan yardımcıların tek tek sahneye çağrılmasıyla başladı. Andımız’ın okunmasının ardından kürsüye İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu çıktı. İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Dervişoğlu alana gelen yurttaşları selamladı.
Dervişoğlu, şunları söyledi:
“Tandoğan’da bayrak açtık. Balıkesir’de o sancağı Kuvayımilliye’nin meydanına taşıdık. Bugün Aksaray’dayız. Çünkü sözümüz bitmedi. Çünkü derdimiz bitmedi. Çünkü ihanet süreci bitmedi. Ve biz, ihaneti parçalayana, gafleti mağlup edene, bu millete, kendi kudretini yeniden hatırlatana kadar durmayacağız. Bilinsin ki Türkiye sahipsiz değildir. Türk milleti yalnız değildir. Haydi kaldırın bayrakları. Şu meydana bakın. Az da değiliz, yalnız da değiliz. Kimse milletimize ‘Sen artık karışma, biz senin adına karar veririz’ demeye kalkmasın. Çünkü Cumhuriyet sarayların değil, milletin eseridir. İşte meydan burada. Türk milleti burada!
“BARARISIZLIĞA STRATEJİ TESLİMİYETE DEVLET AKLI DİYORLAR”
Bugün bir ihanetten bahsediyoruz. Fakat sanılmasın ki bu ihanet, yalnızca bebek katili Öcalan’ın elini sıkmakla başlamıştır. Sanılmasın ki mesele yalnızca bir kanundur. Bu millete yapılan asıl kötülük, senelerdir onu yalanlarla oyalamak, propaganda altında boğmak, hakikatle bağını koparmaktır. İnsanların zihnini, aklını, duygusunu kuşatmaktır. Öyle bir düzen kurdular ki olanı yok, olmayanı var ilan ediyorlar. Zam oluyor, adına güncelleme diyorlar. Zulüm oluyor, adına istikrar diyorlar. Başarısızlığa strateji, teslimiyete, devlet aklı diyorlar. Terör örgütünün elebaşına yol açıyorlar, adına kardeşlik diyorlar. Bu kadar yalanla yaşanmaz! Bir millet yıllarca yalanla yönetilemez. Bunlar bizim yalnızca paramıza, malımıza değil aynı zamanda hakikatimize göz diktiler. Hakikatimize, hafızamıza, haysiyetimize göz diktiler. Bin yıldır ilmek ilmek örülen, uğruna kan verilen, can verilen, alın teriyle sulanan, nice kahramanlıkla elde edilmiş vatan, bölünme riski ile karşı karşıyadır. Kimlik pazarı kurulmuş, etnik ve mezhep temelli talepler ortalığa saçılmıştır.
“BU REZALET MANKURTLARIN İHANETİYLE BAŞLAMIŞTIR”
Kutsal değerler olarak gördüğümüz, tartışılmasına asla müsaade etmeyeceğimiz, vatanın bölünmez bütünlüğü, devletin kurucu felsefesi, milli ve üniter yapımız ve milli kimliğimiz, eşkıyalıkla itibar ticareti yapanların, döktüğü kanı demokrasi diye satanların, Cumhuriyetimize, 100 yıllık reklam arası diyenlerle, 100 yıllık zulüm diyenlerin hedefi haline getirilmiştir. Dostluk adı altında, Kerkük bırakılmış, Urmiye unutulmuş, Halep’te, Suluk’ta soydaşlarımız dayatmalara karşı yalnız bırakılmıştır. Barış adı altında, eli kanlı teröristler kürsülerde konuşturulmuş, omuzlarda gezdirilmiştir. Açılım bahanesi ile yaşanan bu rezalet, mankurtların ihaneti ile başlamıştır. Baba ocağını işgal edenler, Yalancı oğlu Yaltacuk’ın kopyası haline gelmiştir. Unutmayalım ki; özü eğri olan, yola zarardır. Bunların özü de yolu da zarardır! Katil sürüsü PKK ile kucaklaşılmış, el ele tutuşulmuştur. Şehitlerin yattığı yer incitilmiştir. Gazilerin yarasına tuz basılmıştır. Türk milletini duymaz, söylemez ve görmez zannedenler, buradan bir kez daha haykırıyoruz;Türk milleti ve Türk devleti iktidardaki işbirlikçi zihniyetten ibaret değildir. Ey Türk’e kefen biçmeye hazırlananlar, bu iktidarın zaafiyeti sizi cesaretlendirmesin. Tarihin her anında, yurdun her köşesinde gösterdiğimiz kararlılığı bir kez daha haykırıyoruz: Türkiye’yi Türksüzleştirmeyeceğiz! Türk vatanını böldürmeyeceğiz! Cumhuriyet’i yıktırmayacağız!
“UTANMAZLAR İTTİFAKI ŞİMDİ DE İMRALIDA İNŞAAT YAPIYORMUŞ”
Bunların Türk milletinin Cumhuriyetiyle hesabı bitmiyor. Her yeni gün yeni rezaletlere uyanıyoruz. Utanmazlar ittifakı, şimdi de İmralı’da inşaat yapıyormuş. Ev miymiş? Konut muymuş? Villa mıymış, bahçesi kaç metreymiş? Kaç oda kaç salonmuş, alay eder gibi millete bunu konuşturuyorlar. Ben size söyleyeyim: Milletin derdi metrekaresi değil! Millet şunu soruyor: Yahu siz ne yapıyorsunuz? Dün bu memleketin çocuklarının katili dediğiniz adamı bugün nereye hazırlıyorsunuz? Ne statüsü? Ne siyaseti? Ne muhataplığı? Ne evi? Ne villası? Bu milletin gazisi hakkını almak için park köşelerinde bekleyecek; elini, kolunu, gözünü, ömrünü vatan müdafaasında bırakmış insanlarımız hâlâ hak mücadelesi verecek; ama eli kanlı bir terör örgütünün elebaşına statü konuşacaksınız öyle mi? Ömür boyu hapse mahkum bir hükümlüye ev yapacaksınız öyle mi? Yok öyle yağma! Aynı günlerde biz, Meclis’te er ve gazilerimizin verilmeyen haklarının yanında olduk. Devlet, katile gösterdiği ihtimamla değil, kendisi için canını ortaya koyan evladına gösterdiği vefayla devlettir. Zehirle aş kaynatıyorsunuz.
“DEVLETİ KATİLİM KÖLESİ YAPIYORSUNUZ”
Kamu haklarından men edilmiş bir terör hükümlüsüne, devlet katında makam arıyor ve hatta bahşediyorsunuz. Kanunun amir hükmüne rağmen, cezanın infazına cezaevi yerine, ister konut ister villa ister yerleşke adına ne derseniz deyin, özel bir alan tahsis ediyorsunuz. Kanunları çiğniyor, devleti katilin kölesi yapıyorsunuz. Biz, ihanetin zaman aşımı yoktur deyince de hop oturup, hop kalkıyorsunuz. İstediğinizi hücrede, dilediğinizi de villada yatırma yetkisini kimden alıyorsunuz? Bu cani için özel bir kanun çıkarttınız da bizim mi haberimiz yok. Suç işliyorsunuz beyler, suç işliyorsunuz! Bunun hesabını sormak boynumuzun borcu olsun. Üzerine istediğiniz kadar barış yazın. İstediğiniz kadar kardeşlik yazın. Zehirle pişen aşın tadı değişmez. Bu devletin şanlı ordusunun, güvenlik gücünün sahada kazandığını masada kaybettirmeyin. Bu millet şehitlerini boşuna toprağa vermedi. Gazilerimiz gözlerini, uzuvlarını, ömürlerini boşuna kaybetmedi. O bedeli ödeteceğinize, milletimize ve devletimize bedel ödetmeye kalkmayın.
“O YAZIYI DAĞLARDAN 50 YILDIR SİLEMEDİNİZ”
İktidar sahipleri böylesine pervasız davranıp, böylesine pervasız konuşunca, ihanet gemi azıya alıyor. İşte bakın, birileri de çıkmış, dağlardaki yazılardan rahatsızım diyor. Ne yazıyor o dağlarda? ‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’, ‘Her şey vatan için’, ‘Türk, öğün, çalış, güven’ yazıyor. Zikredip de adını büyütmek istemiyorum. Zaten mesele bir kişinin densizliği de değildir. Mesele, bu cüreti nereden bulduklarıdır. 50 yıldır silemediniz. Şimdi hangi cesaretle konuşuyorsunuz? O dağlardaki yazılar kireçle değil yürekle yazıldı. O sözleri meydana getiren taşlar, tarihten süzülüp gelen mücevherattır. O yazılar, ardır, namustur, vatandır, cumhuriyettir. Ve Cumhuriyet her şeyden önce, senin kul, tebaa, maraba olmama hakkındır. Cumhuriyet budur. Hiç kimsenin kulu olmamaktır. Bir feodalin tebaası olmamaktır. Bir siyasi partinin kapısında evladına iş istemek için ağız eğmemektir. Bir bürokratın, bir il başkanının, bir ilçe başkanının peşinde dolaşmamak demektir. Kul hakkını çekirdek gibi çitleyip, kabuklarını yüzümüze atıyorlar. De ki dağdaki yazıyı sildiniz. Taşı kırdınız. Boyayı kazıdınız. Soruyorum; Büyük Türk Milleti’nin ruhundan ve yüreğinden nasıl sökeceksiniz?
“SİZE SORUYORUM: DEVLET ELDEN GİDİYOR KARIŞMAYACAK MISINIZ”
Bu ihanete karşı çıkınca, hakkı hakikati söyleyince de etmedik laf bırakmıyorlar. Onlar konuşacak, biz susacağız, öyle mi? Esas mesele işte burada başlıyor. Bir taraftan teröristlerin siyasallaşmasının önünü açıyorlar. Terörist başına statü arıyorlar. Diğer taraftan bu ülkenin namuslu vatandaşına karışma diyorlar. Sen konuşma, itiraz etme, bekle, razı ol. Sen oyunu ver, gerisine karışma. Ben de buradan size soruyorum: Devlet elden gidiyor, karışmayacak mısınız? İhanete ödül veriliyor, konuşmayacak mısınız? Millet bölünüyor, razı olacak mısınız? Elbette karışacağız. Elbette konuşacağız. Elbette razı olmayacağız. İşi öyle bir noktaya vardırıyorlar ki, mümkünse verdiğin oyun sonucuna bile karışma! İstedikleri düzen budur. Seçimsiz bir seçim sistemi. Adı demokrasi olacak, ama iktidarı değiştiremeyeceksin. Adı Meclis olacak, ama milletin dediğini yapmayacak. Adı seçim olacak, ama sonuç hoşlarına gitmezse yargı devreye girecek. Adı milletvekili olacak, ama senin verdiğin oyu, namus gibi taşıması gerekirken, rozeti alıp başka kapıya götürecek. Adı Cumhuriyet olacak, ama tepende ömür boyu bir kişinin iktidarı tartışılacak.
“TÜRKİYE TEK ADAMLIĞIN PENÇESİNE SÜRÜKLENİYOR”
Bütün taşlar aynı yola döşeniyor. Muhalefeti ekarte etmek için zamanı, biçimi önceden tasarlanan operasyonlar… Siyaseti ve Meclis’i daha da itibarsızlaştıran rozet transferleri. Süreç adı altında yürütülen pazarlıklar. Milletin oyuna rağmen kurulan hesaplar. Gidilen yer bellidir: Türkiye hızla tek adamlığın pençesine sürükleniyor. Seçme hürriyetimiz giderse, değiştirme kudretimiz giderse, itiraz hakkımız giderse, sonra çok geç olur. Onun için ben size, ‘Elinizden alınmadan sıkıca tutun’ diyorum. Meclisin hâli ortada. Ama mesele Meclis’in binası değildir. Mesele, o Meclis’te kimin çoğunluk olacağıdır. Türk milletinin şerefli ve namuslu evlatlarını temsil edenler mi, yoksa vatana ihaneti siyaset hâline getirenler, ruhu da oyu da fikri de satılık rozet tacirleri mi? Kim çoğunlukta olacak? Asıl mesele budur! Bu meydandaki cesur insanlar olmalıdır o Meclis’te. Bu meydandaki kadınlar, erkekler, gençler, alnının teriyle yaşayan namuslu insanlar… İşte o zaman, köhne zihinlerin yaldızlı sarayının değil, bu şerefli milletin vakur Meclisi’nin gücü yükselir. İşte o zaman, egemenliğe zincir vuramazlar. İşte o zaman, göz göre göre borsada paranı batıramazlar. Balığı baştan kokutmadan müdahale edersin.
“İŞTE O ZAMAN TASMALI MANKURTLAR MİLLEYETÇİLİK DERSİ VEREMEZLER”
İşte o zaman vatan müdafaasında elini, bacağını, gözünü, ömrünü feda etmiş kardeşlerimiz hakları için park köşelerine terkedilmez. İşte o zaman boynu zilli, tasmalı mankurtlar sana devlet, millet, milliyetçilik dersi veremezler. İşte o zaman eli kanlı katillere statü verelim, teröristleri affedip, siyaset yaptıralım diyenlere akıl hastanesinin yolunu gösterirsin. İşte o zaman Apo denen meczuba villa yapmaya kalkanları, aynı adaya ihanet suçundan gönderebilirsin. İşte o zaman verdiğin oylara yargı operasyonuyla el koyamazlar. İşte o zaman oy verdiğin siyasetçi seni de, namus olan oyunu da çiğneyip başka partiye geçemez. İşte o zaman bu memlekette iktidarı değiştirmenin; makamını şerefinden üstün tutanlardan birini indirip, ötekini yükseltmek olmadığını gösterirsin. Ve işte o zaman Anadolu, Hilal deyip Haçlı gibi yürüyenlerden, Bizans entrikalarından, bu topraklara Yunan’dan daha yabancı, İngiliz, Fransız çizmesinden daha zalim işbirlikçilerden kurtulur.
“TAM BİR SAADET ZİNCİRİ”
İşçisi, memuru, kadını, erkeği, sanayicisi, iş dünyası binbir dertle boğuşurken, sanki hiç sorumlulukları yokmuş gibi, havaya bakıp ıslık çalıyorlar. Sonra da göstermelik operasyonlarla göz boyamaya kalkıyorlar. Bazen tavukçulara, bazen marketlere, bazen manavlara bazen de sebze-meyve piyasasına operasyon yapıyorlar. Peki sorarım; bu düzeni kim kurdu? Yirmi beş yıldır ülkeyi kim yönetiyor? Her bozukluğun sonunda polis çağırıp, kendi kurduğunuz düzenin günahını üç beş kişiye yıkarak devlet yönetilmez. Resmi dolandırıcılık şebekelerinin, milyonlarca insanımızın sırtından arakladığı paraları, kamu bankaları aracılığıyla milletin sırtına yıkarak devlet yönetilmez. Ya tuz kokarsa demişler. Devlet çürük başlar değil, kokmayan tuz demektir! Bakın borsaya yedi milyona yakın küçük yatırımcı. İnsanlar, evladının geleceğini, üç kuruş birikimini, yılların emeğini yatırmış. Bunlar ne yapmış; manipülatif fonlar kurmuş. Fiyatlar şişirmiş. Birbirinin üzerine bindirilen kâğıtlardan servetler yaratmış. Sonunda ne oluyor? Hesap küçük yatırımcıya kalıyor. Fatura milletin hazinesine yazılıyor. Tam bir saadet zinciri. Tam bir Ponzi düzeni. Tam bir sazan sarmalı. Yedi milyona yakın vatandaşı soyan bir tuzak! Meclis’te defalarca önerge verdik. Araştırılmasını, soruşturulmasını istedik. Havaya kalkan elleriyle reddettiler. İşte Meclis, gerçekten milletin Meclisi olduğunda, göz göre göre paranı batıramazlar.
“AİLE BAR-PAVYON OPERASYONLARIYLA KORUNMAZ”
Bir de ‘Ailem Güvende’ operasyonları yapıyorlar. Keşke ailelerimiz güvende olsa. Keşke aile değerlerimiz güvende olsa! Yirmi beş senede aile mi bıraktılar Kumar, bahis, fuhuş, uyuşturucu, çete, göçmenler. Çocuklarımızın, gençlerimizin etrafını bunlarla çevirdiler. Gidebilen yurtdışına gitti. Kalan genç aile kuramıyor. Ev kuramıyor. Gelecek kuramıyor. Sonra çıkıp aile diyorsunuz. Nüfusumuz artmıyor diyorsunuz. Beyler; aile, bar-pavyon operasyonuyla korunmaz. Nüfus boş propagandayla artmaz. Aile, ana babaların, Evladının yarınından korkmadığı memlekette korunur. Genç iş bulabiliyorsa korunur. Emeğin karşılığı alınabilirse korunur. Uyuşturucu satıcısı okul kapısına yaklaşamıyorsa korunur. Üçkağıtçılar, haydutlar, katiller ve müptezellere büyük adam muamelesi yapılmıyorsa aile korunur. Bozuk düzenin, çürük düzenin içinden aile dirliği çıkmaz.
“ÖĞRENCİ AÇ ÖĞRETMEN GÜVENSİZ”
İşte geçen hafta yeni eğitim öğretim yılı başladı. Türk tarihini tahrifattan sorumlu bakan kostümlü zata göre, PISA sonuçları, eğitimde başarının göstergesiymiş. Bir bataklıkta bir çiçek yeşermeye görsün çamur kendini çiçekten zannedermiş! Ben buradan cefakar öğretmenlerimizi ve çalışkan evlatlarımızı kutluyorum. ‘Türk milleti zekidir, çalışkandır’ sözü boşa söylenmedi. Sorun o değil zaten. Sorun, veli yine fakir ve endişeli. Öğrenci yine aç ve endişeli. Öğretmen yine güvencesiz, parasızdır. Bunlardan bahseden yok. Evlatlarımızda yetenek var. Çalışkanlık var. Eksiklik çocukta değil. Eksiklik, o çocuğa memleketinde insanca yaşayacağı düzeni kuramayan siyasettedir. Dilerim ki o pırıl pırıl, başarılı, potansiyelli gençlerimiz memleketinde kalır. İnsanca yaşar. Emeğinin karşılığını alır. Kendi ülkesinden kaçmayı kurtuluş zannetmez. Bizim mücadelemiz işte tam da bunun içindir.
“BU KRİZ DEĞİL”
Bu bölgede savaş ne zaman bitti ama sebep olduğu krizler bitti. Senin krizin niye bitmiyor arkadaş? Atalarımız ne güzel söylemiş: ‘Her bildiğini söyleme, ama her söylediğini bil’ diye. Ben bildiğimi söylüyorum. Bu kriz değil. İktidarda kalabilmek uğruna yapacakları her türlü hilebazlığa, fesatlığa, yılanlığa, ihanete, milletin ses çıkaracak hâli kalmasın istiyorlar. Yoksul ol. Borçlu ol. Kork. Başını eğ. Ve sus! İstedikleri insan tipi budur. Türk milletinin başı dik fertleri değil, taşeronluk yaptıkları muhayyel sömürge idaresinin kölesi ol istiyorlar. İçinden geçiriyorsun ve bazen, ‘Elimdekinden de olur muyum’ diyorsun. Olmazsın kardeşim. Elinde avucunda bir şey bırakmadılar ki zaten. Sen; üç kuruş maaşa talim ederken, atadan kalma bir karış toprağınla idare ederken, şu davul zurnayla, hizmet diye açtıkları otobanı özelleştirecekler. Kendi memleketinin yolundan geçmeye cebinde para mı bıraktılar? En ufak bir mesele için, kendi hakkın olanı almak, evladın, yahut sağlığın için, iktidarın il başkanının, ilçe başkanının peşinden koşmaya mahkum kal istiyorlar. Hemşehrin olan bir böyük bürokratın peşinden koş istiyorlar. İşin olsun diye ağız eğ istiyorlar. Oyalayıp duruyorlar. Göle maya çal, onunla oyalan istiyorlar. Büyük milletim, unutma, senin büyük bir hazinen var.
“SARAY ADAMI DEVLET YAPMAZ”
25 senedir vurup vurup yıkamadıkları, saldıra saldıra bitiremedikleri, Cumhuriyet’in var. Cumhuriyet; sen kimsenin kapısında el pençe divan durma diye var. Senin çocuğun, falancanın çocuğundan daha değersiz olmasın diye var. Senin oyun, falancanın servetinden daha kıymetli olsun diye var. Bunlar da bu sebeple düşmandır bu Cumhuriyet’e. Senin olanı senden esirgemek, hakkın olandan azını verirken, kendilerini övdürmek için düşmanlar. Çünkü Cumhuriyet varsa, vatandaşına hesap vermek zorunda olan bir siyaset varsa, bunlara yer yok. Siyasetten hesap soramıyorsan, o siyaset değil, zorbalıktır. Bir iktidarı eleştiremiyorsan, o iktidar değil, istibdattır. Hiçbir isteğini yaptıramıyorsan, hiçbir hakkını alamıyorsan, Türk’ün millî iradesi tutsaktır. Şunu aklınızdan çıkarmayın makam, adamı büyük yapmaz. Saray, adamı devlet yapmaz. Makam dediğin emanettir. Devlet dediğin de millettir.
“BUGÜNE KADAR NE YAPTIN”
Savaş tamtamları çalıyorlar, iç cephe kuralım. Peki bir olalım, beraber olalım. Devletimizin bekasını beraber savunalım. Ama bir de soralım: Bugüne kadar ne yaptın? İsrail diyorsun. Yirmi beş senedir iktidardasın. Bunun 24 senesinde her türlü ticareti yaptın. Petrol, çelik, ilaç, askerî malzeme… Şimdi mi aklına geldi? Ne oldu kandırıldın mı? Suriye’de 15 sene iç savaş sürdü, ilk günden Türkiye’yi içine soktun. Tam 15 sene! 6 kere gidip 7 kere de gelmesini bilen Demirel’in toplam başbakanlık süresi 10 buçuk sene. Sen, 15 sene kaldın o bataklıkta. Rahmetli Demirel’in diliyle sorayım; ne oldu kandırıldın mı? Burnumuzun dibinde PKK’nın kollarını silahlandırdılar, eğittiler. İsrail istediği zemini buldu, yerleşti. Sonra. Sonrası başarı. Buna başarı değil, batık maliyet yanılgısı derler. 15 sene, 20 sene aynı batağa saplanıp kalmanın nesi başarı? Ne oldu kandırıldın mı? Uçak yapıyoruz diyorsun. Çok güzel, yapın. En iyisini yapın, yaptırın, bulun. İyi ama, yerli uçak göklerde demenin üzerinden 15 sene geçti. Nerede o uçak? Ne oldu, kandırıldın mı? Diplomatik dehanla, Rus’tan füze aldın, kullanamadın. F-35 projesinden atıldın. Eksiğimiz var diye kabul ettin. Savaş çıkabilir dedin, ikinci el uçak için İngiltere’yle anlaşma yaptın. Teslim tarihine 2030 dediler. Ne oldu kandırıldın mı?
“YAHU SEN KANDIRILMAKTAN BIKMIYOR MUSUN”
Elçi kılığına girmiş sömürge valisiyle aynı dili konuşuyor, çözüm sürecini de alenen beraber yönetiyorsunuz. Şeytana dua ederek cennete gideceğinizi zannedecek kadar saf olmadığınıza göre yoksa yine mi kandırılıyorsunuz? Şangay örgütüne girelim, Çin büyüyen güç diyorsun. Gelip elektrikli araba fabrikası kuracaklar diye propaganda yapıyorsun. Anlaşma imzalıyorsun, vergi muafiyeti veriyorsun. Sonuç? Adam vergiden yırtıp, milyonları cebine koyup gidiyor. Millet hazinesinden milyarlarca dolar çaldırıyorsun. Yahu sen kandırılmaktan bıkmıyor musun?”
Yenimahalle Manşet, “Başkentin Komşusundan Manşet Gibi” anlayışıyla ilçeden yükselen en dikkat çekici gelişmeleri anlık, tarafsız ve güvenilir şekilde sunan; gündemi manşet tadında takip edebileceğiniz güçlü bir haber platformudur.
Yorum Yap